Anasayfa / Kararlar / 2025/4979 E.

Karar · Yargıtay 12. Hukuk Dairesi

Tasarrufun iptalinde sonraki el için bedel farkı yetmez, kötüniyet ispatlanmalı

Mahkeme
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi
Esas
2025/4979
Karar
2026/4269
Karar tarihi

Özet

Borçlu şirket, borcun doğumundan sonra taşınmazını çok düşük bedelle devretmiş; taşınmaz kısa aralıklarla birbiriyle bağlantılı kişi ve şirketler arasında defalarca el değiştirmiştir. İlk derece ve istinaf, devirlerin kısa aralıklı olması, akrabalık ve bedel ile gerçek değer arasındaki misli fark nedeniyle tüm tasarrufları iptal etmiştir. Yargıtay, sonraki el konumundaki ve taşınmazı beş yıl elinde tuttuktan sonra devreden davalı şirket yönünden İİK 278/3-2'nin uygulanamayacağını, ivazlar arasındaki fahiş farkın tek başına yetmeyip bu kişinin borçlunun mali durumunu ve alacaklılara zarar verme kastını bildiğinin veya bilmesi gerektiğinin ispatlanması gerektiğini belirterek, o davalı yönünden davanın reddi gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuştur.

Uygulamaya etkisi

Zincirleme devirlerde alacaklı, her sonraki el için ayrı ve somut kötüniyet delili ortaya koymalıdır; yalnızca düşük bedel veya kısa aralıklı devirler yeterli görülmez. Sonraki eldeki kişi açısından, malı uzun süre elinde tutmuş olması kötüniyet iddiasına karşı önemli bir savunma unsurudur.

In English

After the debt arose, the debtor company sold a property for a very low price, and the property then changed hands several times among related persons and companies. The lower courts annulled every transfer, relying on the short intervals, family ties and the gap between price and real value. The Court of Cassation reversed as to one later transferee, a company that had held the property for five years before selling it: for a subsequent acquirer, a large price gap or quick successive transfers are not enough, and the creditor must prove with concrete evidence that this acquirer knew or should have known of the original debtor's financial situation and intent to harm creditors. Practical point: in actions to set aside transfers along a chain, creditors need separate evidence of bad faith for each later acquirer.

Monthly English summaries: Turkish Enforcement Law Update

Kararın ilgili bölümü

Yargıtay'ın değerlendirmesinden:

İİK'nın 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır. (...) İİK'nın 282. maddesi gereğince iptal davaları borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ile bunların mirasçıları aleyhine açılır. Ayrıca, kötü niyetli üçüncü şahıslar hakkında da iptal davası açılabilir.

İİK'nın 283/II maddesine göre de iptal davası, üçüncü şahsın elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değere taalluk ediyorsa, bu değerler nispetinde üçüncü şahsın nakden tazmine (davacının alacağından fazla olmamak üzere) mahkûm edilmesi gerekir. (...) Bu halde dördüncü kişi yönünden bedel farkı yeterli olmayıp kötü niyetinin somut delillerle ispatlanması gerekir.

Davalılardan temyiz eden 5. kişi (...) yönünden (İİK 282. maddesi hükmüne göre kötü niyetli üçünçü kişi) İİK 278/3-2. maddesinin uygulama yeri yoktur. Beşinci kişi konumundaki kararı temyiz eden davalı (...) yönünden ivazlar arasındaki fahiş fark davanın kabulü için yeterli olmayıp kötü niyetinin, bir başka deyişle; diğer davalıların değil, davalı borçlunun mali durumu ile alacaklıları ızrar kastını bilen ya da bilmesi gereken kişilerden olduğunun ispatlanmış olması gerekir. Bunun dışında taşınmazın birbirine yakın tarihlerde devredilmesi de bu davalının kötü niyetli olduğunu göstermeyecektir.

Kaldı ki; davalı 5. kişi (...) dava konusu taşınmazı devraldıktan 5 yıl sonra elden çıkardığı görülmektedir. Bu durumda; davalı 5. kişinin kötüniyeti yani davalı borçlunun mali durumu ile alacaklıları ızrar kastını bilen ya da bilmesi gereken kişilerden olduğu ispatlanamadığından, usuli kazanılmış haklar dikkate alınarak, diğer davalılar yönünden yine aynı şekilde davanın kabulüne, davanın yalnızca temyiz eden davalı 5. kişi yönünden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Sonuç: Temyiz eden davalı şirketin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına 09.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://karararama.yargitay.gov.tr/