Anasayfa / Kararlar / 2025/655 E.
Karar · Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
HGK: Kardeşe devirde devralanın borçlunun durumunu bildiği karine olarak kabul edilir
Özet
Banka alacaklı, takibi semeresiz kalan borçlunun taşınmazdaki 1/3 payını kız kardeşine satmasının iptalini istedi. Bilirkişiye göre satış bedeli payın gerçek değerinin üzerindeydi; Bölge Adliye Mahkemesi, devralanın borçlunun zarar verme kastını bildiğinin ispatlanamadığı gerekçesiyle davayı reddetti ve Özel Dairenin bozmasına direndi. Hukuk Genel Kurulu, İİK 280/3 uyarınca üçüncü dereceye kadar kan hısımı olan kardeşin borçlunun mali durumunu ve zarar verme kastını bildiğinin karine olarak kabul edileceğini, ispat yükünün aksini iddia eden devralanda olduğunu belirterek direnme kararını oy birliğiyle bozdu.
Uygulamaya etkisi
Borçlunun yakın akrabasına yaptığı devirlerde bedelin gerçek değere uygun olması tek başına iptali engellemez; alacaklının hısımlık ilişkisini ispatlaması yeterlidir. Devralan akraba ise borçlunun durumunu bilmediğini kendisi ispatlamak zorundadır.
In English
After a bank's enforcement proceedings against a debtor came to nothing, the bank sued to set aside the debtor's sale of a one-third share in a flat to the debtor's sister. The price paid was in fact slightly above the expert's valuation, and the regional court dismissed the action, holding that the bank had not proved the sister knew of any intent to harm creditors. The Assembly of Civil Chambers reversed: under İİK art. 280/3, a relative up to the third degree, such as a sibling, is presumed to know the debtor's financial position and intent, and it is for that relative to rebut the presumption. A fair price alone does not save a transfer to a close relative; creditors should check whether the transferee falls within the presumption.
Monthly English summaries: Turkish Enforcement Law Update
Kararın ilgili bölümü
Yargıtay'ın değerlendirmesinden:
İİK’nın 280/1. maddesi uyarınca, tasarrufun iptal edilebilmesi için, malvarlığı borcuna yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar verme kastıyla işlemde bulunması yeterli değildir. Ayrıca borçlunun içinde bulunduğu mali durumun ve zarar verme kastının, işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin (karineler) bulunması gerekir. Kanun koyucu bu fıkrada; borçlunun durumunu bilen alıcı yanında "bilinmesini gerektiren açık emarelerinin bulunduğu haller" sözcüklerine de yer vererek, hâkimin sonuca varmasını kolaylaştırmıştır. "Açık emareler" sözcüklerinden amaç, fiilî karine denilen yaşam deneyi kuralları eş anlatımla hayatın olağan akışıdır.
Hemen belirtelim ki, borçlunun ekonomik durumunu ve alacaklılara zarar verme kastını bildiğini ispat yükü İİK’nın 280. maddesindeki 3. ve 4. fıkralarındaki karineler hariç davacı alacaklıya düşer.
İcra ve İflas Kanunu'nun 280/3. fıkrasında ise, borçlunun eşi ve bu derece dahil üçüncü dereceye kadar kan ve sıhri hısımlarıyla yaptığı tasarrufların iptale tabi olduğu kabul edilmiştir. Davacı alacaklının kanuni karineden yararlanabilmesi için borçlu ile üçüncü kişi arasında belirtilen derecede hısımlık olduğunu ispatlaması yeterlidir. Borçlunun yakınlarının Kanun'da belirtilen keyfiyeti ayrıca ispatına gerek bulunmamaktadır. Zira, belirtilen derecede hısımların, borçlunun içinde bulunduğu mali durumunu ve bu işlemi yapmaktaki amacını karine olarak kabul etmiştir. Bu durumda, borçlu ile işlem yapan üçüncü kişi borçlunun zarar verme kastını bilmediğini, iddia ve ispat ile yükümlüdür.
(…) davalı üçüncü kişinin karinenin aksini ispatlayamadığı ve dolayısıyla dosya kapsamına göre iptal koşullarının oluştuğu açıktır. Bu durumda davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, hatalı ve çelişkili gerekçe ile ispat yükü ters çevrilerek yazılı şekilde verilen direnme kararı yerinde değildir.
Sonuç: Direnme kararı, Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle HMK 371 uyarınca bozuldu; 18.06.2026 tarihinde oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.